28 Temmuz 2011 Perşembe

Tünele girdim.. "O"nu gördüm...

Kol kırılır yen içinde kalır... Yine bir hezimet... Dört yıl önce hiç anlamadığım birini şimdi çok iyi anlıyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum, elim kolum bağlı gibi... Ama kesinlikle birşeyler yapmalıyım artık... Daha geç olmadan birşeyler yapmalıyım...
Dört yıl önce onun yaptığı gibi yapamam, kesinlikle yapamam...O zannına göre söylüyordu, zannına göre hiddetleniyordu.  O zaman bana "Taşın sert olduğunu anlaman için illa canın mı yanmalı?" demişti. Bense inada binmiş bir ukalalıkla, o taş başımı yarsa da... diye başlayan cümleler kurmuştum. Çünkü kendimden emindim, ne yaptığımı ne yapmadığımı, işin boyutunu ve detaylarını biliyordum. Birazda benimki kişisel bir takıntıydı o kişi beyazı gösterse ben inadına siyah derdim. Ama yolumdan gerçekten şaşmamıştım yine de ne yapmam gerekiyorsa eksiksiz yapmıştım. Çünkü "güven duygusunu kaybetmenin" ne olduğunu da biliyordum.

Ama şimdi durum farklı ... Onun ne yaptığını biliyorum! Oysa o ne yaptığını, bu işin sonunun nereye gideceğini bilmiyor! Aslında biliyor bal gibi sonunu biliyor ama işin ne boyuta geldiğini bilmiyor. Sinirleniyorum ona ama en çok kendime... Daha önceden engel olmalıydım, işlerin bu hale gelmesine izin vermemeliydim. Belki o zaman aramız yine kötü olurdu ama hiç olmazsa böyle olmazdı. Sadece o ve ben üzülürdüm o kadar... Zaman herşeye ilaç olduğu gibi buna da ilaç olurdu.
Şimdi... Her yaptığı gözüme batıyor ve susuyorum... lanet olsun, sadece susuyorum... Sustuğum her an ona yardım ve yataklık yapıyorum! Farkındayım bunun ama konuştuğum zaman ağzımdan çıkanlar sadece zehir zemberek ... Bu işleri daha kötü duruma getirmekten, aramızı pamuk ipliği gibi inceltmekten başka işe yaramıyor.

Galiba Allah beni cezalandırıyor ve sınıyor... Karanlık bir tünel düşünün ucu sonsuz gibi görünen oysa uzu çokta uzak olmayan ve ucunda da acıdan başka birşey olmayan. İşte "O" bu karanlık tünelin içinde, gözleri görmüyor... Ben canımı acıtsa da o tünele girmek ve onu ordan çıkarmak zorundayım... Tünele girdim, onu gördüm ama ona nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum.... Daha doğrusu benim yardımımı kabul edip etmeyeceğini bile bilmiyorum... Korkuyorum, benden korkup tünelin ucuna gitmesinden korkuyorum.

24 Temmuz 2011 Pazar

Pull and Bear Şal

 Geçen salı günü Pull and Bear'da sezonda 25-30 liraya satılan atkı ve şalların 5 Tl'ye düşmüş olduğunu görünce ve kumaşlarının kalitelerini de beğenince küçük bir beyin fırtınası yaptık. 
-Hmm, şundan sofra nasıl olur? Ya da masa örtüsü..
+Peki bundan elbise?
-ondan da çok güzel eşarp olur...
+İşte bu...
Ablanın biri bunlardan ne yapacağımızı sorduktan sonra galiba bizden ilham aldı ve tam 75 tl'lik şal ile atkı aldı! Dumura uğradık.. ( pşşt abla biraz abartı olmadı mı? Hediye alıyorsun onları değil mi? )

23 Temmuz 2011 Cumartesi

That Sinking Feeling

Dinlemekten hoşlandığım bir şarkı... Umarım beğenirsiniz...


12 Temmuz 2011 Salı

Torunuma Mektuplar-1



Sevgili torunum, uzun bir süredir kah gülerek kah ağlayarak bu blogu tutuyorum. Her gün olmasa da ayda bir birşeyler karamaya çalışıyorum. Peki neden blog tutuyorum biliyor musun? Senin için, evet senin için ve benim için, beni daha iyi tanıman anlaman için... Bu seferkinde senin için en sevdiğim takılarımın fotoğrafı var. En önde gördüğün kar modelli kolyem. Plastikten yapılmış ve

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Sad Movie ve Shin Min Ah

 Uzun zamandır bu filmi izlemek istiyordum.. Nihayet izledim...
Sonu gerçekten çok acıklıydı, bari hikayelerin bi' tanesi, mesela pamuk prensesimizin hikayesi, mutlu bitseydi ... Aslında çokta ümitlenmiştim onlarınkinin mutlu biteceğine ama ama.. hep ressamın yüzünden....

Bu arada galiba ben bir cyborg'um ;D Çünkü bir çok yerde bu filmi izleyipte ağlamayanların insanlığından şüphe edileceğini yazmışlar...