Öğle saatleriydi, uyuyordum. Kardeşim elinde telefonumla geldi. Birisi arıyor seni, dedi. Baktım tanımıyordum numarayı, bi gariplikte vardı numarada ama huyum olmamasına rağmen açtım :)
Aaa kimmiş meğer, hazırlıktan arkadaşım Ebru...
Auuuw, bu kız hazırlığın son dönemi okulu bırakıp, evlenip, İran'a yerleşmemiş miydi? Acaba buraya mı geldi yine? diye geçti aklımdan... Zaten nasıl olupta birden bire okulu bırakıp, evlenmişti..Hadi evlenmişti nasıl İran'a yerleşmişti aklıma almamıştı. Ben onu hep Avrupa şehirlerinden birinde hayal ederdim :) Avrupalı havası vardı onda, Parislere, Viyanalara yakışırdı :)
Hoş beş, konuşmaya başladık. İran'da ne yapıyorsun, mutlu musun dedim. Tebriz'de restaurant açmışlar, muhasebe kayıtlarını o tutuyormuş. Zaten eskiden de Antalya'da restaurantları vardı, o yüzden zorlanmamış. Şimdi 20 kişilik Türk bir ekiple çalışıyorlarmış. Oralarda ticaret baya memnun ediyormuş, insanlarda iyilermiş, zaten çoğunluğu Azeriymiş dil sorunu yaşamamış ve mutluymuş. Bize lanse edildiği gibi tutucu bir yer değilmiş oralar, her açıdan çok rahatmış. Ama bazı değişik şeyler varmış, mesela perşembe ve cuma günleri tatilmiş, kurban bayramı da sadece bir günmüş... Sen de gel dedi :) İşte sihirli cümle :) Beraber Tahran'a gidermişiz, alışveriş yaparmışız, gezermişiz, bir haftacıııık sadece bir haftacıııık :)
1)Çok merak ettiğim bir ülkeyi görecek olmam
2)Orada bol bol gözlem yapmaya vaktimin olacağı
3)Bir arkadaşın yardımıyla böyle bir maceraya atılmak, tek başına atılmaktan çok daha kolay olacağı,
4)Mesleğim içinde, farklı bakış açıları kazanmak adına denenebilir birşey olması
fikriyle iştahım kabardı, gitmek için can attım, ama bazı gerçekleri görmezden gelemem..
1)Babam izin vermez, özellikle tek başıma...
2)Verse de param yok, zaten pasaportum da yoook :(
3)İran çok uzak, ben aynı şehirdeki arkadaşımın evinde bile kalmazsan, nasıl başka bir ülkede kalırım :S
4)Biz bu kızla aslında o kadarda yakın değildik, ne derece güvenebilirim ona bilemiyorum :S Güvenimi kıracak hiç birşey yapmadı aslında. Aradan 2 sene geçmesine rağmen ve bu arada hiç konuşmamamıza rağmen doğum günümü bile hatırladı ki genelde unutulur...(bu bir değer noktası olamaz biliyorum)Ve ona güvensem bile onun yeni çevresine nasıl güvenebilirim? Unutmamak gerekir, en kötü şeyler hep en yakınından gelir insana... Bir de insanın içine şüphe denilen kurt düşmüşse, neden iki sene sonra diye :) belaçeker olursun, illa ki kötü birşey olur....
Üstelik şu 4. maddeyi yazmış olmam bile bir bakıma ona güvenmediğimi belirtiyor....
Hem gitmeyi istiyorum, hem gitmekten korkuyorum, bahaneler üretiyorum sonucu ile yüzyüze kalıyorum... Aslında korkum oralarda başıma kötü birşey gelmesinden değil (olacaksa eğer; ağzımda kuş tutsamda olur da) bütün bunları(riskleri) hesaba katmışken, başıma birşey gelirse neden bile bile lades dedin diyip, kendimi suçlayacak olamamdan.
En iyisi ben daha farklı bir zaman diliminde bunu düşüneyim...Bu durum, çıkışı olmayan bir labirente benziyor ve herşeyden kolayca vazgeçebiliyorum ya da erteleyebiliyorum....Puuuff bu huyumu hiç sevmiyorum....
30 Kasım 2009 Pazartesi
26 Kasım 2009 Perşembe
Evim, Evlerim
Evler huzurun en çok arandığı yerler.. Bulursan ne âlâ...Peki ya bulamazsan??
Tedbil-i mekanda ferahlık vardır deyip değiştirmeli...değiştirirsin...
Ama bunu taşınma işini alışkanlığa bağlarsan kötü olur :)
Bu yaşıma kadar tamı tamına 10. kez taşındık... (Güzel soru kaç yaşımdayım, şimdiii bana sorsanız ben 17 yaşımdayım daha, ama resmi olarak 20 diyolarlar :D ) 10 farklı eve, evim dedim, her akşam kapısını çaldım...Kimisinin balkonunu, kimisinin bahçesini, kimisinin tuvalet-banyosunu sevdim. Ama ne şartla olursa olsun nefret etmedim hiç birinden...
Hatırladığım ilk evim, Erzurumda bir bodrum katıydı. Fazla bir eşyamız yoktu, onun için salon denilen yer sadece ben ve kardeşlerimin oyun odasıydı. Orada annemle tahtadan oturma grupları yapmıştık bebeklerime..annem yaptığı civcivin altına uslu durduğum her gün için bir badem şekeri koymuştu...Oradayken gözlük takmaya başlamıştım..
Daha sonra küçük bir akdeniz kasabası, yokuşun tepesinde bir ev ve hemen yukarısında bağ :) Tırmandıkça bulutların içine girdiğini hissederdin, öyle bir yerdi ki... Hiç unutmadığım, yeniden oralarda yaşamak istediğim ama gitmekten çok korktuğum yer... Ya yeni halini beğenmezsem diye...
Sonra Adana...Sıcak...Çok sıcak...Kendi kendine mırıldanılan minik ezgiler ve içlerine hapsettikleri keskin bir duygu...Sarı salıncak..Pencerenin yanına yuva yapan Yusufçuk ve Yusufçuk sesleri her sabah :)
Ve pembe Boyalı evimiz :) Pembe panjurları yoktu ama bahçesi beni benden alırdı :) Annemle oraya çiçekler, sebzeler ekerdik. Çilek ekerdik. Karşı komşumuz Ayşe teyzede alem kadındı...
Altıncı ev; vişne ağaçları ve sessizlik... hayatımın dönüm noktalarından birisiymiş meğer. Ve yeni yeni farkediyorum ki her ne kadar o zamanlar mutlu değildiysem de bana çok şey katmış orası...
Bursa ve 3 ayrı ev... İlki çok büyüktü ısınmak bilmiyordu. İkincisinin arka bahçesinin manzarası çok güzeldi, toplu ulaşıma çok yakındı ama komşuluk yoktu.Yine de tam 5 senedir o evdeydik ve o evle bir rekor kırdık :) İlk defa bir evde 3 seneden daha fazla oturduk. Normal şartlarda evi geç bir şehirde bile 3 seneden fazla kalmazdık :) Hoş benim planım üniversiteyi başka bir şehirde kazanarak bu geleneği bozmamaktı ya, oldu bi kere...
Bu son ev, annemin babamla evlendiğinden beri değiştirdiği 16. evmiş... Bu ev, son olsun istemişti, kendi evi olsun işlemişti ama olmadı... Eğer ölmezsek, en az 1 kez daha ev değiştireceğimiz kesin :) Yazık be kadına...Her defasında topla, taşı, yerleştir, topla :) Çevreye alış, kişilere alış, yeniden komşuluk kur ve ayrıl :)
Acaba babamla evleneceğinde böyle olacağını bilseydi fikri değişir miydi :P
Herşeye rağmen halimize şükretmeliyiz, eminim bizden daha çok taşınanlar vardır...Hem önemli olan şimdi nereye taşındığımız, taşınacağımız değil; son evimize nasıl taşınacağımız ve orasının nasıl olacağı, değil mi...sonuçta kıyamete kadar orda kalacağız...
Tedbil-i mekanda ferahlık vardır deyip değiştirmeli...değiştirirsin...
Ama bunu taşınma işini alışkanlığa bağlarsan kötü olur :)
Bu yaşıma kadar tamı tamına 10. kez taşındık... (Güzel soru kaç yaşımdayım, şimdiii bana sorsanız ben 17 yaşımdayım daha, ama resmi olarak 20 diyolarlar :D ) 10 farklı eve, evim dedim, her akşam kapısını çaldım...Kimisinin balkonunu, kimisinin bahçesini, kimisinin tuvalet-banyosunu sevdim. Ama ne şartla olursa olsun nefret etmedim hiç birinden...
Hatırladığım ilk evim, Erzurumda bir bodrum katıydı. Fazla bir eşyamız yoktu, onun için salon denilen yer sadece ben ve kardeşlerimin oyun odasıydı. Orada annemle tahtadan oturma grupları yapmıştık bebeklerime..annem yaptığı civcivin altına uslu durduğum her gün için bir badem şekeri koymuştu...Oradayken gözlük takmaya başlamıştım..
Daha sonra küçük bir akdeniz kasabası, yokuşun tepesinde bir ev ve hemen yukarısında bağ :) Tırmandıkça bulutların içine girdiğini hissederdin, öyle bir yerdi ki... Hiç unutmadığım, yeniden oralarda yaşamak istediğim ama gitmekten çok korktuğum yer... Ya yeni halini beğenmezsem diye...
Sonra Adana...Sıcak...Çok sıcak...Kendi kendine mırıldanılan minik ezgiler ve içlerine hapsettikleri keskin bir duygu...Sarı salıncak..Pencerenin yanına yuva yapan Yusufçuk ve Yusufçuk sesleri her sabah :)
Ve pembe Boyalı evimiz :) Pembe panjurları yoktu ama bahçesi beni benden alırdı :) Annemle oraya çiçekler, sebzeler ekerdik. Çilek ekerdik. Karşı komşumuz Ayşe teyzede alem kadındı...
Altıncı ev; vişne ağaçları ve sessizlik... hayatımın dönüm noktalarından birisiymiş meğer. Ve yeni yeni farkediyorum ki her ne kadar o zamanlar mutlu değildiysem de bana çok şey katmış orası...
Bursa ve 3 ayrı ev... İlki çok büyüktü ısınmak bilmiyordu. İkincisinin arka bahçesinin manzarası çok güzeldi, toplu ulaşıma çok yakındı ama komşuluk yoktu.Yine de tam 5 senedir o evdeydik ve o evle bir rekor kırdık :) İlk defa bir evde 3 seneden daha fazla oturduk. Normal şartlarda evi geç bir şehirde bile 3 seneden fazla kalmazdık :) Hoş benim planım üniversiteyi başka bir şehirde kazanarak bu geleneği bozmamaktı ya, oldu bi kere...
Bu son ev, annemin babamla evlendiğinden beri değiştirdiği 16. evmiş... Bu ev, son olsun istemişti, kendi evi olsun işlemişti ama olmadı... Eğer ölmezsek, en az 1 kez daha ev değiştireceğimiz kesin :) Yazık be kadına...Her defasında topla, taşı, yerleştir, topla :) Çevreye alış, kişilere alış, yeniden komşuluk kur ve ayrıl :)
Acaba babamla evleneceğinde böyle olacağını bilseydi fikri değişir miydi :P
Herşeye rağmen halimize şükretmeliyiz, eminim bizden daha çok taşınanlar vardır...Hem önemli olan şimdi nereye taşındığımız, taşınacağımız değil; son evimize nasıl taşınacağımız ve orasının nasıl olacağı, değil mi...sonuçta kıyamete kadar orda kalacağız...
Etiketler:
Anı,
Günlük,
VişneAğacı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
