27 Eylül 2009 Pazar

Çalışkan İkiler Olduk

Kış uykusuna yatmaya hazırlanıyordum tam da :=) okullar açıldı ...
Bilseniz ne sevindim...Çünkü tatilden sıkılmıştım. Sıkılmıştım, sıkılmasına da diğer yönden de korkuyordum okulların açılmasından...Hala da korkuyorum.

Okulun ilk üç günü benim için orta karar geçti gitti... Çok kimse gelmemişti ama bizim tayfa neredeyse tam kadroydu. Bizim tayfadan ortalamalarını yükseltmek isteyen bazı arkadaşlarımızın diğer sınıfa gitmelerinden ve bazı arkadaşlarımın arasının kötürüm olmasından dolayı bir de ikizimin "cerrah olurdum belki bu alemde uzayda yürümek varken dünyada koşmak niye" diyerek başka rüyaların peşine düşmesinden dolayı tek kalacağımı bekliyordum :D Tek kalmadım ama arada kaldığımı hissettim... bu da güzel :)

Babamın kırk milyon kere söylemiş olmasına rağmen, Bukartımı(otobüslerde metrolarda kullanıyoruz, bir tür paso) vizeletmediğimden(her sene 10 tl karşılığında yeniden kullanabilme hakkı veriyorlar bize) dolayı otobüste ayazda kaldım. Ne bozuk param vardı, ne de kartını isteyebileceğim biri... Kart almaya indiğimde de tek seferlik kartların bitmiş olduğunu öğrendim. Buyurdum ordan yaktım... Bukartı vizeletmeye gittiğimde ise önümde 500 bilmem kaç kişicik vardı ve 3 saatçik beklemeden sonra sıra bana geliverdi ! Bu da süper :)

Bu sene artık çiftliğe daha çok adım atacağımızdan uzun kollu tulum aldım.Yalnız bunun kızlar için olanı yok mudur nedir, aradım ataradım, ayaklarıma karasular indi ama yok! Erkek için olanları da baya büyükler... Ne üstü ne altı olmuyor... Sonunda birşey bulduk da yeniden biçimlendirilmek suretiyle üstüme olur hale geldi. Bari kumaşını da biz alsaydıkta öyle dikseydik...
Cebimde bir ingiliz anahtarı, elimde bir alet çantası eksik! Alışamadım ben bu görüntüye ve alışamadım ben bu çiftliğe... bu süper ötesi :)

Nedense içimden bir ses kötü bir sene olacak diyip duruyor. Sus kız, ağzını hayra aç, desem de; kırk defa kötü olacak derken kötü olur desem de, dinlemiyor!

Herşey                güzel                olacak,            herşey güzel olacak...             Ne          zaman?          ne         zaman?

17 Eylül 2009 Perşembe

Sairin İntikamı Fena Oldu!

Şairler meclisinde okunan şiire "lastik gibi nereye çeksen uzuyor" diyen Gül Ahmet'in bu sözüne içerleyen bir şairin kan donduran intikam planı !

Gül Ahmet'in yaptırdığı çeşmede "Gel Kil(çamur) Ahmet çeşmesinden iç kilâb-asa(köpekler gibi) suyu" mısrasını görenlerin çeşmeden su içmeden uzaklaştığı haberleri üzerine, bu rezaleti araştırmaya karar veren V.A.H.A(vişneağacı haber acansı) muhabirlerini şok bir intikam planı karşıladı.

V.A.H.A muhabirleri öncelikle Gül Ahmet'e neden böyle bir mısrayı çeşmesine yazdırdığını sizler için sordu.Gül Ahmet bu iddiaların asılsız olduğunu, orada "Gel Gül Ahmet çeşmesinden iç gülâb-asa(gülsuyu gibi) suyu" yazdığını iddia etti.

Gül Ahmet neden sinir krizi geçirdi?
İspat için çeşmeye giden Gül Ahmet, mahalle sakinlerinden bazılarının mısrayı "Gel Kel Ahmet çeşmesinden iç gilâb-asa suyu" şeklinde okuduğunu duyunca sinir krizine girdi. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilmeyen muhabirlerimize ve tehditler okuyan Gül Ahmet'e; "Ayılana gazoz, bayılana limon" diyerek müdahale eden çarşı esnafı, birer limonata ikram etti. Biraz olsun sakinleşen Gül Ahmet, bu mısrayı yazdırdığı şaire tazminat davası açacağını, bunun bedelini ödeteceğini söyledi.

Gül Ahmet'in büyük gafı!

Muhabirlerimizle beraber şairin evine giden Gül Ahmet'i, şair büyük bir nezaketle karşıladı. Acı kahvelerimizi yudumlarken şair çeşme hakkında merak edilenleri ve fazlasını anlattı. Bu sırada ortaya çıkan akıl almaz intikam planı ise başta Gül Ahmet olmak üzere tüm dinleyenlerin ağzını açık bıraktı!

Ve İşte Şairin ağzından akıllara zarar intikam planı:

"Ara sıra bizim muhteremlerle şairler meclisinde buluşuruz.Orada şiirler okur, eğleniriz. Bu şair meclislerinden birinde "Gül Ahmet" de vardı. Şiirlerimizi okuduktan sonra Gül Ahmet'in "Bu şairlerin sözleri de lastik gibi, nereye çeksen uzuyor." dediğini duyduk. Bu bize çok dokundu, çok içerledik. İşte o vakit Gül Ahmet'e bir ders vermeli dedim, fırsat kollamaya başladım. Bir gün beklediğim fırsat ayağıma geldi; Gül Ahmet çeşmesine tarih düşürecekmiş! dediler. Elleri, kolları sıvadım bir kıt'a yazdım. O da çok beğendi ve çeşmesine yazdırdı. Çeşmenin üstünde "Gel Gül Ahmet çeşmesinden iç gülâb-asa suyu" yazıyor. Bu mısranın ecbet hesabındaki karşılığı 910 yani miladi 1505 yılıdır. Bu tam da Gül Ahmet'in istediği şeydi. Gül Ahmet'in yanlışı yoktur. Yalnız, diğer türlü okuyanların, gülü; kil, kül, kel diye okuyanların, da yanlışı yoktur. Bu Osmanlıca'nın biz şairlere sağladığı bir zenginliktir. Ben de bunu kullandım, malum biz şairlerin sözleri lastik gibidir!"  dedi.

Bu sözler üzerine yaptığı gafı anlayan Gül Ahmet, şairden özür diledi; bu sanat önünde eğildi. Çeşme başında savurduğu tehditlerden dolayı yüzü kızaran Gül Ahmet, dava açmaktan vazgeçtiğini açıkladı. (V.A.H.A)

8 Eylül 2009 Salı

Arpali Bugdayli Olsun

Ablamın düğünü sayesinde, öğrendiğime göre bizim oralarda, gelinle damat evlerine girerken üstlerine "buğday, arpa ve mısır" atılırmış.Her ne kadar biz bu geleneği uygulamasakta "Nerden geliyor bu gelenek, neden buğday, arpa, mısır?" derken Hatay'da bir teyze tüm merakımı giderdi.

Buğday ve arpa, bereketi; mısır ise bu mutluluğa eşlik eden konuklara iyilik temmennisini temsil edermiş.( Bu geleneğin sonucunda "darısı başına" deyimi çıktı galiba :) Çünkü bizim oralarda mısıra "darı" da denir. [Darı Nedir?] ) Çocuklar, mutluluğun bereketi kabul edildiğinden, buğday ve arpa, çocukları da temsil edermiş.Yani birisi size "Arpalı buğdalı olsun" dediğinde, hem kızın hem oğlun olsun, demek istermiş :) Arpa derken kız, buğday derken erkek çocuk kast edilirmiş.

Bunu duyar duymaz aklıma Eski Mısır :) geldi. Arpa neden kızı, buğday neden erkeği temsil ediyor sorusunu çözer gibi oldum sanki :) Buğdayın, arpadan daha değerli olmasından; erkeklerin kızlardan daha üstün tutulması, istenilir olmasından da kaynaklanıyor olabilir ama bence az sonra anlatacaklarımla da bir alakası var. (Sanki biraz karışık oldu cümle? ) Uzatmadan başlayayım anlatmaya ...

Eski Mısır'da gebelik testinde ve hatta ceninin cinsiyetini belirlemede "arpa ve buğday" kullanılıyormuş. Düşünün adamlar bundan kaç zaman önce daha gebeliğin başlangıcında çocuğun cinsiyetini belirleyebiliyormuş :) Bizim gibi tatlı yersen erkek; ekşi yersen kız olur,değil yani... Peki bu iş nasıl oluyormuş?

Hamile olduğundan şüphe eden kadın ve hamile olmadığı bilinen bir kadın, kendileri için birer arpa, birer buğday torbası hazırlayıp, sabahları kendi torbalarını idrarlarıyla suluyorlarmış. Eğer hamile olduğundan şüphe eden kadının tahıl torbaları, hamile olmayan kadınınkinden önce çimlenirse; kadının hamile olduğu anlaşılıyormuş. Yok iki kadının torbaları da aynı zamanda çimlenirse gebeliğin olmadığı anlaşılıyormuş.
Bebeğin cinsiyetini belirlemeye gelince, hamile kadının torbalarından, buğday önce çimlenirse, bebek erkek; arpa önce çimlenirse, bebek kız demekmiş. Tüm bu olayların gerçekleşmesinin ardındaki giz ise tabi ki hormonlar :)
Hamilelikte birçok hormon görev aldığından, idrarla atılan hormon miktarı da daha çok oluyor; arpalar buğdaylarda doğal olarak daha çabuk çimleniyor. Bebeğin de hormonları olduğunu ve onun cinsiyetine göre salgılanan hormonları da düşündüğümüzde buğday ve arpanın neden farklı zamanlarda çimlendiklerini biraz olsun anlamış oluyoruz :) Bugün kullanılan gebelik testlerinin de mantığında hormonlar yatıyormuş. (Daha ayrıntılı bilgi: Eski Mısırda Gebelik Testi)