7 Aralık 2014 Pazar

Torunuma Mektuplar-5

Sevgili Torunum;

Son mektubum üzerinden neredeyse 2 yıl -tam olarak 1 yıl, 9 ay, 4 gün- geçti. Bu süre zarfında neler mi yaptım?


 6 yıllık üniversite hayatım bitti ve çok kısa bir süre sonra çocukluğumun cennetine benzettiğim küçük bir ilçede çalışmaya başladım. Hala o ilçedeyim ama benim için ikinci bir cennet olabilir mi, sanmıyorum. 11 bin olan nüfusu sürekli azalıyor... İnsanlar işsizlikten, suların arsenikli oluşundan ve depremlerden şikayet ediyor... Sağlık hizmetleri çok zayıf, eğitim hizmetleri kısıtlı... Ulaşım başlı başına bir sorun... İnsanlar tek geçim kaynakları olan hayvancılığı artık yapmak istemiyor... Devletten gelecek yardımlarla, köydense şehirde yaşamayı tercih ediyorlar. Erkekleri tembel ve kadınlarını öylece terk edecek kadar sadakatsiz...
Çalışmaya başladığımdan beri iş yerimden 6 kişi ayrıldı, bense 7. kişi olmaya niyet ettim...
Yapabilir miyim bilmiyorum... Eğer olursa, işe başladıktan kısa süre sonra başladığım doktora eğitiminin sayesinde olacak..

Peki nerde mi kalıyorum? Evim iş yerimin hemen karşısında.. Uzun arayışlar sonunda bulduğum evimde bir çok eksiğim var ama çok para verip aldığım, doğrusunu söylemek gerekirse paramla rezil ola ola aldığım güzel bir oturma grubum var.. Kendime ait rahat bir dünya oluşturdum burda... Güzel yemekler yapıyorum, sağlıklı besleniyorum...İnan hergün kahvaltımı bile yapıyorum... Ben kendime iyi baktığımı düşünsem de annemler böyle düşünmüyor.. Eve her gittiğimde sanki daha bir zayıflamış görünüyorum... Haliyle evlilik mevzuları rutine binmiş gibi açılıp duruyor...  Aslına bakarsan bir süre bu konuların açılmasını hiç istemiyorum... Ama ikizim, tam da bu sıralar, evlilik telaşı üzerinde olduğu için kaçmak mümkün olmuyor...

Hayat ne garip... 3 ay önce yakınlarda bir düğün olacaksa bunun benim düğünüm olacağını düşünülürken şimdi ikizim evleniyor... Kendim için değil onun için gelinlik, balayı mekanı, davetiye vs. bakıyorum. Neden mi benim düğünüm değil? Çünkü bundan 2 ay önce -tamda bugün- sana dedenle tanıştığımın haberini vermeyi düşündüğümün ertesi günü terk edildim. O an öfkeden deliye döndüm... Olmuyorsa yapamıyorsan burda bitirelim dediğimde beni düşünmek için ikna eden adam, tam da herşeyin onun istediği gibi olmasını kabullendiğim sırada, artık bir kademe daha atlayarak çok daha rahat, mutlu olacağımızı düşündüğüm bir anda bitirdi. Herşeyi bitirdi.. Mantıklı bir açıklama bile yapmadan, gitti pisi pisine ölü biri olmayı seçti... çok mu ağır bir tabir!? Canım istediğinde onu arayamayacaksam, ben konuştuğumda beni dinlemeyecek cevap vermeyecekse bir ölüden ne farkı var, Allah aşkına? Bin pişman olsun istiyorum ama hiç de pişman olacak gibi değil... Eminim şimdiye çoktan unutmuştur beni... Bunu düşündükçe ona acı çektirmek istiyorum, çok acı çektirmek istiyorum... Mesela şimdi ölsem, vicdanını sızlatabilir miyim acaba? Ya da gözüne soka soka başka biriyle çok mutlu olsam, kaçırdığı mutluluk şansına hayıflanır mı?
Hayır, hayır.. Aklımı başıma toplamalıyım... Ben Candy değil olsam olsam Heidi veya Arı Maya olurum bu hayatta...

Anlayacağın üzre şu an manen ve madden çok iyi olduğum bir dönemde değilim. Kafam karışık... Kalbim acıyor... Yeni yeni depresyondan çıktığımı düşünürken şu an içinde olduğum hal beni kaygılandırıyor.. Yanlış bir şeyler yapmaktan korkuyorum... Pişman olmaktan korkuyorum...

Sabır sadece biraz daha sabır.. Hepsi geçecek.. Daha önce gelip geçenler gibi bu da geçecek diyerek kendimi teselli etmeye çalışıyorum...

20 küsür yaşındaki yorgun ninen gözlerinden öper...





1 yorum:

  1. 20 küsür yaşında yorgun olunmaz ki hiç! Umarım geçmiştir bu haleti ruhiyeniz, yeni bir mektup olsa toruna, biz de baksak ne alemdesiniz?
    Sevgiler :)

    YanıtlaSil