18 Nisan 2010 Pazar

Mavi Lale -yitik lale-

Bugünlerde güzel bir kitap okuyorum; Nazan Bekiroğlu'ndan Mavi Lale, yitik lale...

Arka kapağında " Ben şimdilerde onaltınca asırlardan kalma çini bir pencere alınlığında, tam sağ alt köşeye imza düşürülmüş mavi bir Osmanlı lâlesi neler düşünür, merak etmekteyim..." diye başlayan bir alıntı olan, hepi topu 221 sayfacık bir kitap :) Ama neredeyse bir üç haftadır elimde :) Bitmesin diye aheste aheste okuyorum :P

Nazan Bekiroğlu'nun kitaplarıyla tanışmam ablam sayesinde oldu, o çok seviyor. Bense "Yusuf ile Züleyha" adlı kitabını okuyana kadar pek sevmezdim. Elime aldığım kitaplarının hemen hemen hepsi yarım kalmıştı :( Aslında yazdıkları iyiydi de çok fazla düşünmeye sevk ediyordu beni.. Mesela " Cam ırmağı, taş gemi" diye bir kitabı var, öykü kitabı ama kaç kere okuduğum halde ilk hikayeyi anlamadım, gerisini okumakta içimden gelmedi haliyle. Biraz fazla soyut galiba, aklım ermiyor bahsettiği şeylere... Ama "Yusuf ile Züleyha" öyle miydi, hayır... Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi, ondan sonrada daha bir sever oldum zatenYusuf'u (a.s) da Züleyha'yı da :)

Bu kitabı da çok hızlı okunan bir kitap değil ama denemelerden oluşması işimi kolaylaştırıyor, biraz ders çalışıp kısa bir molada okumak için elverişli :)

Kitabın 35. sayfasında bulunan "Kitaba İstiğna" adlı yazısından bahsetmek istiyorum. Özetle geçmişte kitapların yakılmasından, bu yüzden kaybolan bilgilerden bahsederek, kitap mı asıldır, bilgi mi asıldır sorusunu cevaplıyor.
"Kitap surettir, masivadır.Aslolansa manadır, maveradır.Öyleyse vazgeçilebilir bir değişke olarak her suret gibi onun da aşılması, içinden geçilip gidilmesi gerekir.
...
Öyle anlatılır ki Şems bir havuzun kenarında oturarak Mevlâna'nın yetişmesinde o kadar çok emeği olan kitapları tekerteker suya atmıştı. Mavlâna'nın bunları artık aşmış olması gerektiğini fark etmişti çünkü."
Yine aynı yazısında Gazzali ile ilgili küçük bir bölüm var.  Hikmetin nereden geleceği belli olmaz diyerek anlatıyor, ağır ve meşakkatli bir tahsil sürecinin sonunda Tus'a dönerken Gazzali'yi taşıyan kervana haydutlarının saldırısını. Haydutlar Gazzali'nin kitap torbasına el koyunca, Gazzali kitapların onların işine yaramayacağını anlatıp kitaplarını geri ister. Haydutların başı gülümseyerek, bu nasıl bilgi ki, der, kağıt parçaları elinden alındığında bilgisiz bir adama dönüşüyorsun? Ve kitaplarını iade ederler. Gazzali'de bunun üzerine üç yıl içinde o kitapları hepsini ezberler.

İşte burası çok hoşuma gitti, haydut maydut ama adam doğruyu söylemiş.Oysa ki ben ve bir çok arkadaşı artık kitaplardaki ilgileri öğrenme yoluna gitmiyoruz, sınavda yapacak kadarını ezberliyoruz ve sınavdan sonra onları maalesef unutuyoruz. Önemli olan bilginin ne olduğu değil, nerde olduğu mantığındayız. Lazım olunca o bilgiyi nerede bulacağımızı bilelim yeter, zaten internet var kitaba da gerek yok artık diyoruz. Bilginin okyanus olduğu bu zamanda çokta haksız bir düşünce değil ama en basitinden, Allah etmeye bir afet durumda, dur şu internetten ilk yardım kurallarını okuyayım mı diyeceğiz? O kadar da değil diyenler olabilir ama eğer bu mantıkla gidersek biz, sonumuz bu olacak ...

Bilgilerle ilgili en büyük sorunum şu an: UNUTMAK!
Peki, unutmaya çalışıpta unutamadığımız o kadar şey varken bilgilerimizi neden bu kadar kolay unutuyoruz? Sebebi; yeni bilgi eski bilgiyi ittiğindenmiş. Ayrıca beyin iki şeyin arasında bağlantı kurmadığı sürece o bilgi unutmak zorundaymış. Öğrenmeye çalışırken buna dikkat edin, başka bildiklerinizle bağlantı kurmaya çalışın diyorlar. İşte bu da gereksiz şeyleri neden unutamadığımızın açıklaması :-)
Deniyorum, unutmamayı deniyorum... Deniyorum unutmayı deniyorum ki beynimde yer açılsın yeni şeylere...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder